Merhamet Medeniyeti Vakıflar

Bizim Yunus der ki:

“Maharet güzeli görebilmektir, sevmenin sırrına erebilmektir. Cihan, alem herkes bilsin ki şunu; en büyük ibadet sevebilmektir.”

Türkçenin sesi büyük şair ve mutasavvıf Yunus Emre’nin işaret ettiği bu sırra her daim sahip olan Türk nesli merhamet hususunda her daim tüm milletlerden daha üstün haslet ve meziyetlere sahip olageldi. Bu necip millet ezelden beri sahip olduğu merhamet hissini bir medeniyet tasavvurunun mayası haline getirerek vakıflar ile müesseseleştirdi.

1048 yılında Selçukluların Erzurum’un Pasinler İlçesi’nde kurduğu vakıf ile temelleri atılan Anadolu şevkat ve merhamet medeniyeti, yüzyıllar boyunca büyüyüp serpilerek sadece bu coğrafyada değil tüm dünyada iyiliğin sembolü haline geldi. Yüzyıllar içinde merhamet ve şefkatin bünyesinde cisimleştiği vakıflar, karşılıksız iyiliğin müesseseleştiği yapılar olarak varlığını devam ettirdi ve geniş coğrafyaları kucakladı. Vakıflar sadece yurtdaşını, ırkdaşını ya da dindaşını değil yaratılmış herkes ve herşeyi sevmenin ve onlara yardım etmenin adı oldu.

Vakıflar, yaratılana hizmet ederek Yaradanın rızasını kazanmak ve O’na yaklaşmak, öte yandan insanlığa ve tüm canlılara faydalı olarak onların sevgisini kazanmanın birer aracı haline geldi, herkesin gücü nispetinde katkıda bulunduğu kuşatıcı bir toplumsal ruha dönüştü. Bazıları evlerini, dükkanlarını, arazilerini, hisselerini ve binek hayvanlarını müslümanların yararına sadaka haline getirmiş ve ondan daha ötesi ümmetine zalim dahi olsa mazlum kardeşine yardım etmeyi ve merhamet göstermeyi öğütlemiş bir Peygamber’in, Hz. Muhammed (SAV)’in şefaatine nail olmak için imkan sahibi müslümanlar kendini vakfetmeye adadı.

Türk filozofu Fârâbî’nin daha X. yüzyılın ilk yarısında el-Medînetü’l-fâżıla adlı meşhur eserinde tasarlayıp kurguladığı, herkese gücü yettiğince iyilik yapma anlayışına dayanan bu yardımlaşma felsefesini kimler şiar edinmedi, Müslüman Türk medeniyetinin mayasını oluşturan bu hayrat duygusu ve eyleminin bereketine nail olmak için kimler hayırda yarışmadı ki:

Nice Reşîdüddin Fazlullāh-ı Hemedânîler, Nizamülmülkler, Selâhaddîn-i Eyyûbîler, Sultan Alaeddinler, Sahip Atalar, Celaleddin Karataylar, Sultan Orhan, Murad Hüdavendigâr, Fatih Sultan Mehmetler, Kanuni Sultan Süleymanlar, nice Vezirler, Paşalar, Devlet Adamları ve nice hamiyyet-perver adsız yüce gönüllü vakıf insanlar haktan aldığını halka dağıtmakta gayret gösterdiler. Nice, Nilüfer Hatunlar, Bezmialem Valide Sultanlar, Melike Hatunlar, Mihrişah Valide Sultanlar, Hatice Turhan Sultanlar, Fatma Sultanlar, Nurbanu (Atik) Valide Sultanlar, Gülnuş Emetullah Valide Sultanlar, Cevri Kalfa, Hatice, Fatma hatunlar hayrat duygusu peşinde hayırlara vesile oldular.

Gerek İslam medeniyetinin kuruluş ve ilk gelişme safhasında, gerekse daha sonra Selçuklu ve Osmanlı medeniyet şubelerinin inkişaf ettirdiği Anadolu’daki ikinci medeniyet hamlesinde, Padişah ve Devlet erkanının vakıfları yoluyla Anadolu, Balkanlar, Avrupa, Afrika ve Orta Doğu’ya yayılan geniş coğrafyada vakıf şuurunun bu prensip ve dinamikleri hayat bularak bularak aklı ve gönlü dingin nesiller yetiştirmek amacıyla şehirler, yaşam alanları inşa ve imar edildiği gibi, Hasan el-Harakani, Emir Buhari, Hacı Bektaş Veli, Hacı Bayram Veli ve Sarı Saltuklarla da gönüller ihya ve tezyîn edildi.

Öte yandan bu şuur toprağı vatan yaptı, yurt edinilen coğrafyaların imarı, iskanı ve kalkınmasının temel dinamiği haline geldi. İhdas edilen vakıflar yoluyla devlet kökleşip büyüdü. Vakıflar kuruldukları bölgelerin ekonomik, sosyal ve kültürel yaşamını hatta tarihini değiştirecek etkilere sahip müesseseler haline geldi.

Bu şuurun dönüştürücü gücü elbette sadece idare, imar ve iskan alanları ile sınırlı kalmadı. Bilim, sanat, meslek ve kurumlar manzumesinin geliştirilmesi ve yenilerinin keşfedilmesinin yolunu açtı.

Vakıfların topluma kazandırdığı ilmi ve manevi kuvvet, kabiliyet ve hasletler iyilik ve yardımda hiçbir konuyu, hiçbir kişiyi ve hiçbir canlıyı dışarıda bırakmayan bir bilinç ortaya çıkardı. Ne ihtiyaç sahiplerinin doyurulması, ne sağlık, ne inanç, ne eğitim konuları, ne de tabiat ve hayvanlar dışarıda bırakıldı. Vakıflar aç kalan veya yaralanan leylekleri de unutmadı, esirleri kurtarıp dul ve yetimlere bakmaktan da geri kalmadı. Dinlenme amaçlı sosyal alanlar oluşturmak, şehirleri güzelleştirmek, atık suları geri kazandırmak, çöplükte fidan yetiştirmek, ormanları korumak için de, çevreyi yeşillendirmek, meraları ıslah etmek ve toprakları erozyondan korumak için de vakıflar ihdas edildi. Bayramlarda çocukları eğlendirmek de, meslek erbaplarının ihtiyaçlarını karşılamak da, evlilik hazırlığındakilere yardım etmek de vakıf hizmetlerinin kapsamında yer aldı.

İlimden sağlığa, eğitimden sanata, sosyal yardımdan meslek hayatına ve tabiata kadar yaşamın her alanına yönelik hayır faaliyetlerine ev sahipliği yapan 60.000 mazbut, 6000 yeni vakıf, kadim merhamet medeniyetinin birer neferi olarak ilk günkü heyecanla iyilik ruhunu yaşatmaya, üretmeye ve vakfetmeye devam ediyor.

Beşikten mezara kadar tüm insanların ve canlıların ihtiyaçlarının karşılanmasına adanmış yüzlerce yıllık bu kuşatıcı şuurun taşıyıcısı kurumlarımız; karşılıksız iyiliğin ve merhametin bünyesinde ete ve kemiğe büründüğü medeniyet varlıklarımız vakıflarımızın haftası “Vakıf Haftası” kutlu olsun.